6 Aralık 2013 Cuma

Umutsuz - Collen Hoover

  Lütfen kitabın adına aldanmayınız. Adı umutsuz olsa da insana umut aşılayan bir kitaptı. Sonuna doğru gerçekten moral bozucu, kalp kırıcı olaylar yaşansa da asla umutsuz bir kitap değildi. Sonsuza kadar yalnız kalmayacağını ve sevileceğini bilen bir insan nasıl umutsuz olabilir ki.

  Öncelikle baş karakterleri tanıyalım. Sky, küçükken yalnız yaşayan annesi tarafından evlat edinilmiş, teknoloji erişimi olmayan, evde eğitim görmüş bir kız. Tek arkadaşının (her uslu kızın yanında bulunan çılgın dostlardan)erkeklerle arası fazla iyi olduğundan yaşadığı yerde kendisinin de kötü bir şöhreti var. Gerçi kendisi de az değil fakat takıldığı erkeklere karşı hiçbir şey hissedememe gibi bir problemi var. Ta ki Dean Holder'la tanışana kadar.

  Holder'ın şöhreti Sky'dan da beter. Kardeşinin ölümünden sonra yoldan çıkıp gay bir çocuğu dövdüğü sonra da ıslahevinde kaldığı söyleniyor. Fakat her söylenene inanmamak lazım değil mi? Holder sürekli bir arayış içerisindeydi, Sky ile tanışana kadar.

Kitabı okurken bir çok yerde iki insanın birbirlerine karşı bu kadar açık olup olamayacağını sorguladım. Bu ikili, şimdiye kadarki en uyumlu çift listemin en üst sırasına yerleşti (yok öyle bir liste ama olursa ilk sıradalar ^_^) Dean'in Sky'a karşı koşulsuz sevgisi, yaşadığı her şeyde yanında durması...

Bir çok kişinin kaldıramayacağı şeyler yaşamalarına rağmen, birbirlerine tutunmaları bu kitabın asıl olayıydı bence. Konuya giremeyeceğim çünkü bu kitabın içinde zamanla açığa çıkacak sırlar var ve her birinin öğrenilmesi farklı bir etki yaratıyor. Sizin için bunu mahvetmek istemiyorum.

Kitabın dili gayet hoştu ve yazım hatası farketmedim fakat az evvel anladım ki ingilizcesinden okumalıymışım. Artık kaç günde okurdum bilmiyorum ama orta düzey bir ingilizce yeterli olacaktır. Bazı kelime oyunlarını tam olarak çevirmek imkansız olduğundan anlayamadığım bir yer vardı ki onu da az evvel öğrendim. Like+Love=Live." I live you, Sky" "Seni yaşıyorum, Sky" olarak çevrilmiş ama kabul edelim ingilizcesi kadar tatlı olmuyor.

Başka bir yorumlamada görüşmek üzere ^_^


Kış Okuma Şenliği (Kasım)

Yazın yapılan okuma şenliğine de katılmıştım fakat kitapları önceden belirlediğimden kendimi çok sınırlanmış hissetmiştim. Okuyacağım kitaplar eğlenceden çok görev gibi gelmişti, bu yüzden etkinliği sadece iki, üç kitap okuyarak tamamlamıştım (bahaneleeer, bahaneler ^_^) Bu sefer kitaplarımı önceden belirlemedim ve sınav dönemim olmasına rağmen etkinlikten iki kitap okuyabildim. Etkinlik dışından da ise üç kitap okudum (Umutsuz, Ayaklı Bela, Ötekiler Arasında). Anlayacağınız bereketli bir ay oldu.




6. Kategori (15 puan): Türk edebiyatında klasik kabul edilen bir roman okuyanlara.
Bu kategori için Yaşar Kemal'in İnce Memed'ini okudum. Aynı kitabı yazar etkinliği kapsamında okuduğumdan bir taşla iki kuş vurmuş oldum. Kitapla ilgili yorumuma buradan ulaşabilirsiniz. 421 sayfa-Adam yay.

8. Kategori (20 puan): Sinemaya uyarlanmış bir kitabı okuyup filmini izleyenlere.
Bu kategori için ise F. Scott Fitzgerald'tan Muhteşem Gatsby'i okudum. Henüz filmini izlemedim ama mutlaka izleyeceğim. Parti sahnelerini gerçekten merak ediyorum ama Gatsby'nin hayalkırıklığına bir kez daha katlanabilecek miyim bilemiyorum. 201 sayfa-Artemis yay.


Pek sevgili Pinuccia gibi benim de 35 puanım oldu ^_^


23 Kasım 2013 Cumartesi

İnce Memed 1 - Yaşar Kemal

Bu kitap edebiyat öğretmenimin tavsiye ettiği kitaplardan biriydi. Bu yüzden yıllardır okumayı düşünüyordum. Harekete geçmeme ise "pinucciasbooks" un yazar ayları etkinliği vesile oldu. Burdan etkinlik sahibimize teşekkürlerimi yolluyorum.

(Ben, Adam yayınlarının basımını okudum fakat bu kapağı daha orijinal buldum.)

Kitap, Toros'un düzlüklerindeki fakir bir köyde yaşayan, Ağa'nın zulmüne uğrayan bir gencin, İnce Memed'in hikayesini anlatıyor. Memed'in hikayesi dediğime bakmayın, onun üzerinden o coğrafyanın hikayesini okuyoruz aslında. Ülke otoritesinin erişemediği topraklarda, ağaların insafına bırakılmış köylülerin, nasıl olsa af çıkacak düşüncesiyle ellerinden geleni ardına koymayan eşkıyaların, köylülerin topraklarını almak için eşkıyaları kullanan ağaların, yörüklerin, hapishanedeki kadınların hikayesini okuyoruz. 

Başlarda geniş tasvirlerden bunaldım fakat gittikçe azaldılar. Zaten yazarın tarzına da alışmıştım o zamana kadar. Memed'in Abdi Ağa'nın zulmüne baş kaldıran ilk kişi olması, onun isyanının bile zorunluluktan gerçekleşmesi, halkın çaresizliği ve cahilliği içimi burktu. Memed'in masum bir çocuktan eşkıyaya, Ağa'nın ise bir zorbadan korkağın tekine dönüşmesi "ilahi adalet!" dedirtti ve sonuna dek baş karakterimizin kaderini değiştirebileceğine dair umudumu korumamı sağladı.

Utanç verici bir şekilde, ağalık sistemini, varlığını nasıl o şekilde sürdürebildiğini algılayabilmem, İngiliz aristokrasisini anlamamdan daha uzun sürdü. Ülkemin insanlarının geçmişine karşı çok ilgisizmişim. 
(Kendime Not: Daha çok Türk yazar okumalıyım.)


Yorum ve eleştirilerinizi bırakabilirsiniz ^_^

9 Kasım 2013 Cumartesi

Senden Önce Ben - Jojo Moyes


Selam sevgili okuyucu! Öncelikle insanların “çok satan kitaplar” a karşı önyargısını anlayamadığımı belirtmek istiyorum. Bazılarının çok satma kaygısıyla yazıldıkları fikrine katılıyorum fakat her kitap ayrı ayrı değerlendirilmeli, yani "ben bestseller okumam" tarzı tepeden bakan yaklaşımlardan hoşlanmıyorum. Ben de bu kitabı aynı bu şekilde düşünen bir arkadaşın blogunda okudum, böyle düşünüyor olmasına rağmen eleştirebilmek için okumuş sanırım. Blog yazarı arkadaş yazısına kitabın sonunu söyleyerek başlıyor –ki gerçekten en sinir olduğum şeydir-ve kitabı yerden yere vuruyordu. Yazım üslubunu hiç beğenmememe rağmen kitap hakkında da bir fikrim olmadığından bir yorum yapamadım. Böylece kitabı okumaya karar verdim. Bakalım o kadar kötümüymüş düşüncesiyle başladım bu kitaba. Bu arada hayır, kötü değilmiş. Sonunu bilerek okumama rağmen konusu yine de etkileyiciydi.

Arka kapak yazısını alıntılamak isterdim fakat pek de gerçeği yansıtmayan bir yazı olmuş. Bu yüzden öncelikle konudan bahsetmek istiyorum. Will, çok çok hareketli bir yaşantısı olan başarılı bir iş adamı, bir motosiklet kazası geçirip felçli kalıyor ve bu durumu kabullenmekte fazlasıyla zorlanıyor. Lou ise kasabasını daha önce terketmemiş, küçük dünyasında mutlu mesut ailesiyle yaşayan, tuhaf giyim alışkanlıklarına sahip bir kadın ve yeni işsiz kalmış. Kitap Lou’nun Will’e bakıcı olmasını ve aralarında gelişen ilişkiyi anlatıyor.

Kitabın büyük kısmı Lou’nun ağzından yazılmış olmasına rağmen benim için bu Will’in hikayesiydi. Bu kitap bana hiç düşünmediğim konuları düşündürdü. Daha önce felçli kalmanın nasıl hissettirebileceğini, çaresizliğini, normal hayatta yaptığın ve önemsemediğin işlerin (kendi kendine yemek yemenin dahi) ne kadar önemli olabileceğini hiç düşünmemiştim. Aynı şekilde ötenazi hakkında da çok azcık bilgim olmasına rağmen yargılarım çok keskindi. Ayrıca yazarın üslubunu çok eğlenceli buldum, böyle ağır konulardan bahsederken bile bir anda çok eğlenceli repliklere geçiveriyordu.

Will’in sevgisini gösterme biçimi, kızın hayatını değiştirmeye çalışması çok hoşuma gitti. Bence bir insan için yapılabilecek en güzel şeyleri yaptı. Yine de sadece bir aşk romanı okuma niyetiyle başlarsanız kitaba, beklentilerinizi karşılamayabilir. Daha geniş bakılması gereken bir kitaptı bana göre.

Sağlıcakla kalın, Yorumlarınızı da eksik etmeyin ^_^

10 Eylül 2013 Salı

Cruel City

Bu yazıyı size uzun bir aradan sonra, uzak diyarlardan yazıyorum sevgili okuyucular. Şu anda bulunduğum yerde kitap bulmam zor olduğundan ve etrafımda fazlasıyla asyalı vatandaş bulunduğundan kendimi kore dizilerine vermiş durumdayım. Bu durumun Türkiye'ye dönüşümle düzeleceğine inanıyorum, gerçekten okumak istediğim kitaplar var çünkü!



Konu başlığım olan Cruel City dizisine gelinceee...Türü, suç-aksiyon-romantik olan dizi geçtiğimiz mayıs yayınlanmaya başladı, yani oldukça güncel bir dizi. Konusu da amerikan dizilerinde sıkça görebileceğimiz fakat benim kore dizilerinde ilk kez rastladığım bir konuydu. Uyuşturucu şebekesine sızmış, büyük amaçları olan bir gizli polisin hikayesini anlatıyor dizi. Doktor'un Oğlu'nun, tek başına 20 adamı alt eden günümüz süper kahramanının hikayesi. Adamlar karşısına neden tabanca yerine her seferinde! sopayla çıktılar anlayamadım, belli ki adamı o elinizdekiyle yenemiyorsunuz, hiç kafa çalışmıyor. Diziyi övgülerden etkilenerek izlemeye başladım. Başlarda gerçekten heyecanlandığım da doğrudur ama dizi benim için bir yerden sonra tatmin edicilikten uzaklaşmaya başladı.

1 Ağustos 2013 Perşembe

The Newsroom

The Newsroom, HBO kanalının ilk sezonu  2012 yazında yayınlanan, şu anda da 2. seonu yayınlanmakta olan muhteşem dizisi. HBO'ya karşı saygım Game of Thrones ile başlamış ve bu diziyle de artmıştır. Gerçekten sağlam diziler yapıyorlar ki, The Newsroom'u da en iyi bu sıfatla tanımlayabilirim. "Sağlam"


The Newsroom, adından da anlaşılacağı gibi bir haber stüdyosunda geçiyor. Haberlerin yapım sürecini, çalışanların sıra dışı ilişkilerini izliyoruz. Ve siz, bunu duyunca "sıkıcı" damgasını yapıştırıyorsunuz fakat kesinlikle öyle değil. Çok önemli bilgilerin zekice esprilerle harmanlandığı bir dizi bu.

Yapım bir sene öncesinin haberlerini, tarih vererek işliyor. Örneğin geçen seneki bir bölümün olayı, 'Bin Ladin'in yakalanması'ydı. Sunucumuz Will McAvoy ve ekibi, reytinglerden çok gerçek haberleri önemsiyorlar bu yüzden de bir çok sorun yaşıyorlar. Will McAvoy'un daha ilk bölümde Amerika ile ilgili yaptığı konuşma sizi diziye bağlamaya yetecektir. İlk sezon çeviriyle ilgili sorunlar yaşamış olsak da (dizide çok hızlı konuşuluyor ve çok fazla terim geçiyor) daha sonraları bu durum iyileşti. İkinci sezonun çevirileri ise özellikle çok iyi, çevirmenleri tebrik etmek lazım.

19 Temmuz 2013 Cuma

7th Grade Civil Servant

7th Grade Civil Servant, MBC'nin 20 bölümlük aksiyon/romantik/komedi dizisi. Dizi bu yılın ocak-mart tarihleri arasında yayınlandı. Ben de yayınlandığı dönemde izledim ve çok beğendim. Şöyle bir gerçek var ki kore dizilerinde genellikle romantik-komediyi tercih ederim, dramlardan korkarım çünkü, özellikle de kore dramlarından. İzlediğim romantik-komedilerde de aksiyonlu olanına daha önce rastlamamıştım. Hem de sıradan bir aksiyon değil, ajanlı aksiyon dizisi! Ajanlı dizilere, filmlere, kitaplara ayrı bir düşkünlüğüm vardır da. Baş karakterler, görsel açıdan pek tarzım olmasalar da dizi, bünyesinde gerçekten sevdiğim unsurlar barındırıyordu, e izlememek olmazdı.

Kim Seo Won & Han Gil Ro

Kim Seo Won bir köyde büyümüş, çok komik ve tuhaf bir ailesi var. Kendisi memurluk sınavlarına hazırlanıyor ve part-time işlerde çalışıyor. Paraya ihtiyacı olduğundan arkadaşının randevu ayarlayan şirketine kaydoluyor, önemsediği şey bir koca bulmak değil, her randevu için şirketten alacağı ücret.
Han Gil Ro ise zengin bir ailede, ilgisiz ama otoriter bir babayla büyümüş. Küçüklüğünden beri hayali, bir NIS (bizdeki MIT) ajanı olmak. Bunun için de silahları öğrenmiş, dövüş becerilerini geliştirmiş, araba yarışlarına katılmış vs. Bu sebeplerden dolayı da kendisinin en iyisi olduğunu düşünüyor. Biraz züppe anlayacağınız.

18 Temmuz 2013 Perşembe

Okuma Şenliği - Yaz 2013

Kitap bloglarını gezerken (sanırım tuğçe'nin kitaplığında) gördüm bu etkinliği ve "ben de katılmalıyım!" dedim. Etkinliğin tarihi 9 temmuz-9 ekim arası, 3 ay yani. Amaç aşağıdaki kurallara uyarak 200 puana ulaşmak On gün kadar gecikmiş olabilirim, geç olsun güç olmasın, zaten 9 temmuzdan beri okuduğum kitapları o listeye sokarım olur biter ^_^. Yorumlardan anladığım kadarıyla katılım oldukça fazla, ne kadar çok kişi olursa o kadar iyi.


Richelle Mead - Kanbağı ( Kanbağı Serisi #1)



Sydneyin en son isteyeceği şey, vampirlerle arkadaşlık etmekle suçlanmak. Ve şimdi bir vampirle aynı odada!"Sydneye yeniden dövme yap," dedi Stanton kararlı bir sesle. "Zoe konusunda kararımız belli değil, ona şimdiden dövme yapmayalım."Gözlerim kardeşimin lekesiz ve solgun yanaklarına kaydı. Evet.Orada bir zambak olmadıkça özgürdü. Dövme teninize bir kez işlendi mi, dönüşü yoktu. Artık Simyacılara aitsiniz demekti.

Sydney'i "Vampir Akademisi" serisinden tanıyoruz. Orada karşımıza Rose'a yardım eden genç simyacı olarak çıkmıştı. Simyacı kavramıyla da onun sayesinde tanışmıştık. Simyacıların görevi vampir dünyasını ve vampir sorunlarını insanlardan uzak tutmak. Lisa'nın kraliçe olmasının ardından Moroi ler arasında bir iç karışıklık çıkıyor ve Lisa'nın üvey kardeşi Jill'in bu karışıklıkta kilit bir rolü var. Jill'in bir süreliğine gözlerden uzak kalması, insanların arasına karışması gerekiyor fakat güvenilecek kişi sayısı çok az . Simyacılar ise bu iç karışıklığın insanları etkilemesini önlemek istiyor. Bu yüzden Jill'e göz kulak olması için genç bir simyacıya ihtiyaç var. Sydney, kesinlikle bu genç simyacının kardeşi Zoe olmasını istemiyor. Onun özgür kalmasını istediğinden görevi kendisi üstleniyor. Hikaye de bu şekilde başlıyor.

16 Temmuz 2013 Salı

Supernatural





Bu yazım hakkında biraz endişeliyim. Çünkü bu dizi, benim için çok özel. İzlediğim ve takip ettiğim ilk yabancı dizi, 2008 yılının yaz tatilinde 3. sezonun bitişinden sonra başladım. Benim için o kadar farklı ve yeniydi ki. "Carry on my wayward son" favori şarkım, İmpala favori arabam, Amerika'nın her eyaleti memleketimden bir köşe olmuştu ^_^ .

Sam & Dean Winchester

Günde bazen on bölüm izleyerek- şu anda bu benim için pek anormal olmasa da o zamanlar bünyem alışık değildi- diziyi kısa sürede tamamladım. Ardından tabii ki dördüncü sezon için gün saymaya başladım. Bu yaşadıklarımın çok daha fazlasını yaşayan, diziye benden çok daha bağlı, fazlasıyla izleyici var, farkındayım.(Eskiden olsa en çok ben seviyorum triplerine de girerdim, bakın ne kadar büyüdüm) Bunun için de diziyle ilgili fan sayfaları, replik paylaşımları vs. oldukça fazla. Yani diziyi hiç izlememiş arkadaşlar bile, etraflarındaki SPN fanları sayesinde dizinin methini duymuş oluyorlar genelde. Yine de, ilk göz ağrım olması sebebiyle, böyle bir blog açıp Supernatural'e yer vermesem olmazdı.




Öncelikle gözünüzü korkutmak istemem fakat hacim olarak oldukça geniş bir dizi. Hiç başından kalkmadan, uyumadan ve tuvalete gitmeden izlersen tam olarak "6 gün, 1 saat ve 28 dakika" nızı alıyormuş.(dizi-mag bilgisi). İlk sezondan beri karakterler ve konu olarak çok fazla değişim yaşandı fakat temeli çok sağlam kurulduğu için bu değişimler dizinin doğasına zarar vermedi. Dizide çok fazla değişim olduğu için tek tek her sezonda ne olduğunu anlatmaya yeltenmeyeceğim, çünkü mutlaka ama mutlaka bir şeyler atlarım.

9 Temmuz 2013 Salı

Erkek Dedikodusu

Bu yazımda erkek dedikodusu yapacak değilim tabii ki. Hiç sevmem ^_^. Bu sadece kitabın ismi ve Derin ile Pera'nın en büyük hobisi. 'Okuyan Us' yayınlarından çıkan kitap, Dizüstü Edebiyat serisinin 7.si. Yalnız bu seri bildiğimiz serilerden değil. Kitaplar farklı blog yazarları tarafından yazılıyor, dolayısıyla her kitabın konusu birbirinden farklı. 'Erkek Dedikodusu'nu da T.B. ve French Oje isimli iki yaratıcı ve samimi blog yazarı birlikte yazmış.



Kitap tam bir yaz kitabı yani kafa boşaltmak için birebir. Derin ve Pera isimli karakterlerimiz ortak arkadaşlarının düğününde, bekarlar masasında karşılaşırlar. Özellikle Pera bu masaya düştüğü için oldukça mutsuzdur fakat Derin'in pozitif tavırları moralini düzeltir. Aynı gece, iki genç beyle de tanışırlar ve bir yandan onları tanımaya çalışırken diğer yandan da birbirleriyle kaynaşırlar. Aslında ikisi de genç, güzel işleri olan, hoş bayanlar, fakat talih yüzlerine gülmemiş ve hep yanlış insanları çekmişler kendilerine.

3 Temmuz 2013 Çarşamba

Teen Wolf (Genel Bakış)

Açıkçası bu diziye başlarken ciddi şüphelerim vardı. Çok farklı veya eğlenceli olacağını düşünmüyordum. Bunun bir sebebi dizinin fazla basit bulduğum ismiyse, diğeri de dizi başladığı sıralar daha da yoğun olan fantastik dizi-kitap furyasının alıp başını gitmesiydi. Bu türden biraz sıkılmaya başlamıştım. Yine de yaz ayları olması sebebiyle, izleyecek daha iyi bir şey bulamadığımdan izlemeye başladım. Şimdi üçüncü sezondayız ve geçen salı dizinin beşinci bölümü yayınlandı. Bu sezonda da dizi, çıtayı daha da yükselterek devam ediyor. Bir gençlik dizisinden ummadığım bir başarı yakaladı.
Lydia, Jackson, Stiles, Alison, Scott, Derek

Birinci sezona başladığımda, sadece kurt adamlarla ilgili bir kitap okumamış veya dizi izlememiştim. Bu yüzden ilginç geldi sanırım, ayrıca Stiles karakterine de bayılmıştım (biliyorum, yalnız değilim :D). Derek, Stiles'ın Lydia saplantısı ve komiklikleri, Jackson'ın gıcıklıkları, Alison-Scott yakınlaşması, Alison'un ailevi problemleri, Scott'un kurtadamlıkla başa çıkma çabaları ve Lydia'nın ufak çılgınlıkları ile, ilk sezonu öyle aman aman kaliteli bulmasam da izledim. Yarabbi, her karakter de ayrı olaymış!

1 Temmuz 2013 Pazartesi

Nail Shop Paris

Dizinin finalini az evvel izledim ve bir tanıtım yazısını hak ettiğini düşündüm. Nail Shop Paris, MBC kanalının orijinal bir draması. Dizinin konusunu okuduğunuzda sıradan bir kore dizisinden çok farklı olduğunu anlayacaksınız. Hatta bence bu konudan çok güzel bir kitap da yazılabilir.
Öncelikle karakterleri tanıyalım,sırasıyla
Kay, Bunny (Yeo-Joo), Alex, Jin
Bunny, bir internet romanı yazarı. Tam bir yayıneviyle kitabını basmak üzere anlaşacağı sırada, romanının kurgusunun çok sıradan olduğuyla ilgili haberler geliyor ve anlaşma iptal ediliyor. Bunun üzerine Bunny, kendisine sıradışı bir karakter arayışına giriyor. Metroda Alex ile karşılaşıyor ve onun romanı için aradığı karakter olabileceğine inanıyor. Bunun üzerine Alex'i takip ediyor ve bir Nail Shop'ta (tırnak bakımı yapılan yer) çalıştığnı görüyor. Alex'e daha yakın olup onu tanımak istiyor fakat Nail Shop, sadece erkeklerin çalıştığı bir yer. Yine de bu, Bunny'e engel olmuyor. Ev arkadaşının da yardımıyla erkek kılığına giriyor ve Nail Shop'ta çalışmaya başlıyor.

30 Haziran 2013 Pazar

Bana Dokunma


Bu kitabı dün okuyup bitirdim ve çok etkilendiğimden sizinle paylaşmak istedim. Bana Dokunma, Tahareh Mafi'nin 'Shatter Me' serisinin ilk kitabı. Öncelikle, konuyla ilgili fikir vermesi açısından arka kapak yazısını paylaşıyorum.

Juliette tam 264 gündür kimseye dokunmadı.
En son birine dokunması bir kazaydı. Ama Yeniden Kuruluş onu cinayetten içeri tıktı. Juliette'in dokunuşunun neden bu kadar ölümcül olduğunu kimse bilmiyor. Kimseye bir zarar vermediği sürece bu durum kimsenin de umurunda değil çünkü dünya zaten perişan durumda. Her gün yeni bir hastalık ortaya çıkıyor, gıda sıkıntısı had safhada, gökyüzünde tek bir kuş kalmadı ve bulutlar garip bir renkte.
Yeniden Kuruluş, yeni düzenin tek çare olduğunu iddia ettiği için Juliette'i bir hücreye kapattı. Hayatta kalan bir avuç insan ise savaş naraları atıyor. İşte bu yüzden Yeniden Kuruluş fikir değiştirmek üzere. Juliette onlar için mükemmel bir silah olabilir. Juliette, yeni düzenin tek silahı olabilir.
Juliette karar aşamasında. Ya bir silah olacak. Ya da bir asi.
Tahereh Mafi, Bana Dokunmada yürek burkan bir romantizmle distopya türünü bir araya getiriyor. Juliette'in iç dünyasını yenilikçi bir üslupla metnine yansıtan yazar, okurları Juliette'in zihninin içine davet ediyor.

Arka kapakta da denildiği gibi kitabın türü distopya, yani olaylar karamsar, ütopik bir dünyada geçiyor. Kitabın geçtiği zamanda, Dünya bizim umursamazlığımız yüzünden zarar görmüş, ozon tabakası delinmiş, gıda kıtlığı var, çok fazla insan hayatını kaybetmiş ve geriye kalanlar Yeniden Kuruluş isimli bir örgütün baskısı tarafından yönetiliyor...
Juliette'in durumu, bu harap olmuş Dünya'dan daha beter. O, insanlara dokunmaktan kaçınmak zorunda çünkü dokunuşu insanların acı çekmesine veya ölümlerine sebep oluyor.

29 Haziran 2013 Cumartesi

Answer Me 1997 (Reply 1997)

Tanıtım:
  Answer Me 1997, tvN kanalının 16 bölümlük dizisi. Dizi, Busan'da yaşayan altı arkadaşın hikayesinin anlatıyor. Aynı zamanda 90'ların koresini anlatan bir dönem dizisi olarak geçiyor. Bu dizide yok yok, dönemin çılgın saç modelleri, şu anda dinozor diye nitelendirdiğimiz bilgisayarlar, k-pop fan kulüplerinin ilk zamanları, antenli telefonlar, aşk, aile, arkadaşlık...
  Karakterlerin hepsi ayrı birer alem, daha sonra karışıklığa yol açmamak için size karakterleri tanıtmak istiyorum. Soldan sağa doğru, parantez içinde gerçek isimleriyle birlikte vereceğim.
Joon Hee (Hoya): Herkesten sakladığı önemli bir sırrı olan, Yoon Jae'nin en yakın arkadaşı.
Yoo Jung (Shin So Yool): Shi Won'un en yakın arkadaşı, fan kulüp takıntısında Shi Won'un destekçisi.
Shi Won (Jung Eun Ji): Hayranı olduğu müzik grubunun solistiyle evlenme hayalleri kuran,  çocuksu Başrolümüz.
Yoon Jae (Seo In Guk): Shi Won ile birlikte büyümüş, onun her haline katlanmış çocukluk arkadaşı, Başrolümüz.
Hak Chan (Eun Ji Won): Erotik yayın takıntısı olan fakat kızlardan ödü kopan, transfer öğrenci.
Sung Jae (Lee Shi Un): Her grupta biraz saf ve çok komik bir arkadaş olur ya. O kişi de Sung Jae oluyor.

Bu dizi, diğer kore dizilerinden biraz farklı aslında. Şöyle ki, benim çok sevdiğim flashback(zamanda geriye dönüş)lere bolca yer vermesinin yanı sıra, son bölüme kadar dizinin nasıl biteceğini tahmin edemedim. Dizi iki zamanda geçiyor, 2012 ve 1997. 2012 yılında arkadaşlarımız, bir mezunlar günü buluşmasında bir araya geliyorlar ve aralarından birinin nişanlanacağını ilan ediyorlar. Dizi boyunca genel olarak evlencek çiftin kim olduğunu merak ediyoruz. Bu dizi benim favori kore dizimdir. Kesinlikte ve hararetle tavsiye ediyorum!

*Bundan sonraki kısmı diziyi henüz izlemeyen kişilerin okumasını hatta bakmasını önermiyorum. Yazının devamı spoiler ve benim bazı sahnelere tepkilerimi içerecek.

28 Haziran 2013 Cuma

Under The Dome-Pilot

Tanıtım:
Under The Dome, Stephen King'in aynı isimdeki kitabından uyarlanan CBS'nin yeni dizisi. Türü, Stephen King'ten bekleneceği üzere korku/bilimkurgu. Dizinin 13 bölüm sürmesi bekleniyor ve henüz ikinci sezon onayı almadı. Fakat pilot bölümüyle Amerika'da, 24 haziran akşamı çok iyi bir çıkış yaptı.

Konusu:
Dizi, Chester's Mills isimli sıradan bir amerikan kasabasında geçiyor. Fakat daha ilk sahnelerden bu kasabanın öyle çok da sessiz sakin bir yer olmadığını anlayabiliyoruz. Dizinin asıl olayı ise, gün ortasında durduk yere, kasabanın etrafında bir enerji kubbesinin ortaya çıkması ve dışarıya çıkışı tamamen engellemesi, aynı şekilde kasabaya dışarıdan müdahale de mümkün değil. Dizinin ismi de buradan geliyor, 'Kubbenin Altında'.
Oyuncular ise oldukça bilindik yüzler.

Sol üst : Eski ordu mensubu Barbie (Mike Vogel)
Sağ üst : Kasabada garson Angie (Britt Robertson)
Sol alt : Kasaba yetkilisi Big Jim (Dean Norris)
Sağ alt : Gazeteci Julia (Rachelle LeFevre)

Dizinin ilk bölümü, kubbenin ortaya çıkışı, insanlara verdiği zarar ve kasaba halkının bu nasıl çözüleceği belirsiz duruma ilk tepkilerini içeriyordu. Kubbenin ortaya çıkış sebebiyle ilgili gizemli konuşmalar da mevcuttu. Ben diziyi oldukça ilgi çekici buldum. Daha ilk bölümden sebebini merak ettiğim pek çok konu var. Oyunculuklar da oldukça sağlamdı ve kurgu gerçekçiydi. Bir bilimkurguyla ilgili bunu söylemenin tuhaf olduğunu farkındayım ama izleyenler demek istediğimi anlayacaklardır. Yaşanan kötü duruma rağmen bir kaç eğlenceli repliğe de yer verilmişti. Devamını merakla bekleyeceğim.

*Bundan sonraki kısmı diziyi izlemeyen arkadaşların okumasını önermiyorum. Çünkü devamı, ciddi spoiler ve benim bazı sahnelere tepkilerimi içerecek. Bak, sonradan uyarmadı deme.